Cumartesi

Ne olur bir avans ver Bedia

Nerden aklıma geldi bilmiyorum da, iyiki geldi. Hayret bişeysin!



Perşembe

Ve yeri gelmişken tekrar

O suyu kirletmeye kıçın yetmez, kafanı sok Zollius kafanı.

Salı

Linki de bu

Belki Kramer'ı çok sevdiğimden, belki de saçma salak şeylere güldüğümden -çok sıkılmış da olabilirim bilemiyciğim-, youtube'daki bir videonun altına yazılan bir yorumla bi beş saat eğlendim. Şimdilik yapılmış en güzel tespit. Başka aklıma gelmiyor. Videomuz şu:



Bu da yorumu:

ShellBenyo:
It's like Sean Penn and Prince had a baby, and then he was raised by Kramer. LOL
Linki de bu, bir Fransız markası.

Cumartesi

Sana malik oldu da, mütemmim cüzzüne niye...

Şu! sıralar -işaret ediyorum-, abesi meşgale edinmiş bendeniz, tüm Zama'nın gelmiş geçememiş, en büyük askeri dehalardan -her ne kadar kendisini üçüncü olarak görse de- Scipio'dan da BÜYÜK komutAN Mutlu Ceren Cangöz, yenilip yenilmediğimi bilemememin haklı kafa karışıklığını yaşıyorum. Beynimi yiyip (!) duran şey, "Stratejinin Babası" olarak nitelendirilen en büyük düşmanım görünümlü dostum Hannibal'ı, kendi taktikleriyle nasıl alt etmiş olduğumu anlayamamam. Tıpkı her şeyi nasıl alt üst etmeyi başardığımı anlayamamam gibi. Başına benzer şeyler gelmişlerden oluşturduğum senatoma bıraktım kararları. Artık kuzu gibi sessizim. Bahsi geçen konuda Roma'yı yakacak kadar gözü kara deli olmam hiçbir şeyi değiştirmiyor çünkü.
Mavi üzerine turuncuyu beş beyaz karakterle görmeyeli de çok oldu misal. Bunun, görmeyeceğim demek olmaması gibi, görmeyeceğim gerçeğini de değiştirmeyecek olması, In Bruges'daki o en sevdiğim sekansı -hatta bir kaç da diyebilirim- sık sık düşünmemi, hatta zaman zaman gerçekleştirmek istediğim gerçeğini -olasılığını?- da değiştirmiyor. Ne demişti? Tüm olasılıklar %50. Sahi ne güzel insansın sen Aylin. Senatomun en bir incisi misin nesin?

Bayırdan aşağı eve doğru bağırır

Osman ağbey! Osman ağbey!

Sizin evi SOY!muşlar. Gapıyı bacayı GIR!mışlar. A! mınna bile goymuşlar! Çocuğun pisıkleytini çalmışlar.

Cuma

Olur da hani

"Borçveren'le borçalan'ın para keseleri arasındaki fark, soytarılık eden ile soytarılık edilen'in bellekleri arasındaki fark kadar. Ama buradaki benzetme, akademisyenlerin deyimiyle, dört ayak üzerinde değilse de, Homer'dekilerin en iyisinden bir ya da iki ayak daha fazlası üzerinde durur. (Homer'in teşbihleri iki ayak üzerinde duruyor, bu dört)

Ezcümle, birisi sizin hesabınıza paraları toplamış, öteki sizin namınıza bir güzel kahkaha patlatmıştır; hepsi bu. Oysa faiz her her iki durumda da işlemektedir; düzenli ya da düzensiz yapılan ödemelerin, olayın anısını canlı tutmak dışında bir işlevi yoktur. Ne var ki, bir şer saatte, rehinci kapıya dikilir ve anaparayı o güne dek işlemiş tüm faiziyle birlikte geri isteyerek, her ikisine de sorumluluklarını hatırlatıverir."

Yerden göğe kadar haklıymışım

Çarşamba

Beni bana anlatma Shuffle

Var bi olayı da. Yok, bildiğimizden -kendimi hariç tutuyorum- daha farklı bir şey. Onun içinde acayip, böyle "bilen" bir şey olmalı yani. Yoksa başka türlü.. Yok canım!

Eskitiyorum, eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğu

Gözden kaçırmam ile gözden çıkarmam arasında yaşanan süreç, 10.07.2009 ile 07.10.2009 arasındaki zamana tekabül ediyor. Biz buna resitatif zamanlar diyoruz.
AÇIKLAMAYA çalışmaktansa, yerine en çetrefil geometri problemini çözmeyi yeğleyeceğim bir şey var: Vaftiz olmadan önce doğmam gerekliydi.

Salı

O "fark" kötü

Anlamsız zamanlarda -"yerlerde" de olur bak- o durum içinde anlamsız kalan -"uygun olmayan" daha doğru bak- şeyleri farkediyorum.
Ölüyorsun, çünkü biliyorsun abi! -öğrenmek, anlamak- Hakikat değil de ne?
Özlemek de fark etmek mesela.
Farkındayım.

Cuma

Cola'ysa evinde iç ve portakallı vodka gribe keskin çözüm.

"Beş sene sonra tekrar türkçe- matematik testi çözmek, net hesaplamak, kaç yanlışın kaç doğruyu götüreceği hesabında olmak bana çok acayip geliyor. Artizlenmeyin! Beş sene beş senedir. Bana uzun."

"Yukarıdaki paragrafa göre" diye başlayan bir soru sormayı çok isterdim. Büyük ihtimalle "vurgulanmak istenen nedir?" derdim.
Eğer Mehmet'in verdiği o kocaaa ALES soruları kitabının kapağını açmış olsaydım tabii. Neyse bir buçuk gün uzun bir zaman. Halledilir.

Bir de bir haftadır domuz gribinden evde yatıyor olmamın getirdiği ilgiye muhtaçlık ve dikkat çekme isteğimden; buna karşılık anne ve babamın tutumundan bahsetmek istiyorum. Tamam domuz gribi falan değilim, dikkat çekme ihtiyacımdan bahsetmiştim bir cümle önce. Travestiliğe ramak kala sesimle insanları ölüyorum diye darladığım da doğrudur. Ama tamamen saf ve temiz duygularla yapıyorum bunları. Tek istediğim bir Yeşilçam annesi ve türk dizisi babasıydı. Annem endişeli endişeli "ışığı kapa artık kadın!" çığırışlarıma rağmen bütün gece başımda beklesin; "ben uyurken bi elleme, dokunarak uyandırma demiyor muyum yeaa!" diye afkurmalarıma rağmen alnıma ıslak bezler koysun. Babam adeta bir Tamer Karadağlı olsun. O fırtınalar estiren, kükreyen adam, sırf vücut ısım normalinden bir derece yüksek diye -o da allah bilir neden hiho- karalar bağlasın, dağları delip en iyi doktorları getirsin.

Çok şey mi istiyorum?

En azından bana cüzzamlı gibi davranıp, ben odaya girdiğimde alelacele maskelerini takmasınlar. "Çok konuşma bütün mikroplarını dağıtıyorsun etrafa." demesinler. Ulan dışarı çıkıyorum; insan "kızım çıkma daha çok hasta olursun." der di mi? Benimkiler insanlara mikroplarını bulaştıracaksın diyor. Çağıl'ı doktora götürüp beni götürmediklerinden bahsetmek biler istemiyorum. Hayır, bi sor di mi yani kibarlık olsun diye.
Neyse Orhan baba söylesin: Başa gelen çekilirmiş çekemem diyemem nırınını nını..

O değil de hasta olmam ve pazar günü sınavımın olması cumartesi bir şeyler yapamayacağımız anlamına gelmiyor bence. Yani şimdilik öyle geliyor. Birazdan Mehtap çemkirmeye başlar. Kaçtım.

Aşkom dedi, gülüm dedi

Gökçe, bu sözler sana.

Ben demiştim derim. İçeriğinde oynamalar olur, olmaz değil. Biçimi, ahengi, osu, busu aynı ama.
Memikciğim, kıps kıps.

Salı

Oğlum şok acayip bir şey oldu!

Vayanasını!

Keywords: Kuaför, Ahmet abi, her anlamda ibne.

Teşvik Yasası

Aradığım tat kesinlikle Bejeweled'daki adamda. Renan teyze, serzeniyorum ya hani, oluyor mu bari bir şey söyle diye. Excellent diyor. Awesome diyor.

Renan teyze anlar. Kıps

Perşembe

Kıssam'dan hisseler

Sevgili Eugenius,

Sana bu ismi verdim çünkü lokmaların bittiğinde yerine geçeceğin şeyin soylu ve iyi bir aileden gelmiş olduğunu düşünmek -daha doğrusu inanmak- istiyorum. Bütün bunların altında talihsiz bir nüktedanlığın yattığını anlamışsındır sanıyorum. Ama YUT ARTIK Eugenius! Bir fare gibi kemirmeyi bırak; çiğne ve yut!

Afedersin...
Kalbim biraz hassas da. Zaman geçtikçe, canımın acımasına daha da katlanamaz hale geliyorum. Ama endişelenme! Sonuçta ikimiz de bu sorundan kurtulma talihine mazhar olduk. Bunu düşünerek biraz daha sabredebilirim.
Ve yemeyi bitirdiğinde... Ve yerine geçtiğinde...
Sahi, ne olacak?
Bir diğeri de seni yiyene ve senin yerine geçene kadar bekleyip göreceğiz. Ama düşünmeyi kesmiyorum, ki başını alıp dört nala giden bu düşünceler seni teşvik etsin; onlar kadar (bir şey) olabilesin.
Sonrasını bilmiyorum. Şimdilik, başına benzer şeyler gelmişlerden oluşturduğum heyete bıraktım tüm işi.
Çiğne Eugenius! ÇİĞNE VE YUT.

Çarşamba

Me to manique cho banne, bir İtalyan markası

Bak senin sevdiğin havalar da geldi. İki haftaya özlersin ama güneşi. Biraz güneşi. (Bir Osmanlı markası)

Olmuyorsa, olmayınca olmuyorsa... (meeh)
Ne diyor? BOŞZAMAN BEYGİRLERİ TARTIŞILAMAZ. "De gustibus non est disputandum." Kabul. Tartışmıyorum. (Konumuz o değildi ki.)
Konumuz neydi? ("uz"laşamamak.)
Konum, yalnız yaşamak. Biraz yalnız. Konum? (Lokasyon, bir Fransız markası.)
Konum: 1. e4 e5 2. Vh5 Ac6 3. Fc4 Af6 4. Vxf7 ve mat




(Ama çobana kimse inanmamış. Çünkü çoban...)

Lorem ipsum

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat. Duis aute irure dolor in reprehenderit in voluptate velit esse cillum dolore eu fugiat nulla pariatur. Excepteur sint occaecat cupidatat non proident, sunt in culpa qui officia deserunt mollit anim id est laborum.

Çok istedim bir şey yazayım ama aklıma hiçbir şey gelmedi.

Cuma

Knock knock knocking on

Sabahın köründe kalkabildiğim tek günde de, evde kilitli kalmam... "Korumuyorsun anneciğim, zarar veriyorsun." geyiğini yapabilirim şimdi. Ne bileyim hiç olmadı sor anahtarım var mı?

Dersten çekilme süreleri bitmeden bi halledeyim bari ne yapayım.

Pirlanta Muhammed

Hindistanlı 'pirlanta' Muhammed'i olaydan bir hafta sonra İstiklal'de görmeme ne demeli? Daha ilginci, görür görmez "Oha Muhammed bu!" demem? Bu ne anlatıcı etkisidir arkadaş! Fulya'nın taklit yeteneğini takdir etmeli.

"Merhaba. Beni tanidiniz mi? Ben sadece arkadaş olmak istiyor. Ben sizi çok beğendi. Pirlanta! Pirlanta!"
Ben diyeyim, olay götte bitiyor. Tesadüfün böylesi!

Salı

Yusuf Nokta Midye

Her şey bir masa etrafındaki on kızla başladı. Aslında birleştirilmiş iki masaydı. Bilirsiniz, bu gibi masa düzenlemelerinde elbette ki biri, o iki masanın tam birleşimine denk gelir. Arada kalmışlık. Bahsedilen biri, bacaklarını da rahat rahat uzatamaz. Yazıktır. Neyse.

Kulaklarından akan libidonun etkisiyle her bir bacağını bir masaya aitleştiren kızımız uzağa doğru seslenmeye başlar: "Bıyıklııı Bıyıklıı!" Libidonun sıvı olup olmadığı ya da öyle mi çağrışım yaptığı daha sonra tartışılabilir ama muhattap olunacak kişi kesinlikle ben değilim.

Olaylar gelişir. Çalgıcılar on iki kişilik masayı çok sever. Zurnacı gider, davulcu gelir. Masada bıyıklının kel arkadaşı da vardır. Üç orkestra, bir baloncu, dört "yar saçların lüle lüle" eskitildikten sonra, doğum günü şarkılarıyla Küba'ya doğru yol alınır. Ha arada bir kimlik karmaşası da oldu da, allahtan iki adım var. Ama Kezban'ın o gece Paris'te olmadığına bahse girerim.

Uçakta servis edilen midye dolmalar, gezgin hostes Yusuf abi, Tarlabaşı Blues Band ve bir önceki seyahatimizden Dorock Yalçın abi'yi saymazsak, oldukça sıradan bir uçak yolculuğuydu. O koltuğun arkasında izlediğim konser çok iyiydi ama. Tarlabaşı Blues feat. Oya-Bahar Kardeşler.
Sonra Oya evlendi işte. Küba'ya yerleşme kararı aldı. Biraz zorunlu bir karardı gerçi. Uçağı kaçırınca, ne yapayım ne yapayım? Evleneyim bari demiş.

İşte bir ara ben, Vah, Bah, bıyıklı bir de tee daha en başta on kızken biz, kimlik karmaşasına kurban verdiğimiz üç çocuk annesi evli Ceren kaldık. Tabii ya! Neden öyle ki diyorduk ya, en baştaki olaydan ötürü öyle oldu o. Neyse toplam beş kişiyiz. Ama ne biliyor musun? O son tekilayı içmeyecektik.
THE END
Filmden replikler de olsun bari:
- Allahım! Midyeciye bile borcumuz var!
- Ay orası ne be öyle? Gitmeyelim oraya çok kalabalık. Baksana tip...sizin ne işiniz var burdaaa?
- Yusuf abiiii!!! Nasılsın Yusuf abi? Bak bu gece krediler yatıyor hemen yanına geleceğiz. Vallahi söz! Telefonuma seni "Yusuf nokta midye" diye kaydettim.
- Ya Oya nerdeee?
- Ben evliyim. Kocam evde çocuklarımla, beni bekliyor. Üç çocuğum var benim. İkisi erkek biri kız. Ben hem okuyorum, hem çocuklarıma bakıyorum abi.
- Merba ben Burağğk. Ya seğn?
- Sen Metin'in kardeşi misin?
- Bugün benim doğumgünüm!
- Yusuf abi, hayatımda hiç bir torba midyem olmamıştı. Bu ne güzel hediye Yusuf abi.
- Pardon bıçağınız var mı?
- Bak abi, ben kimseye kolay kolay abi demem. Ama sen bundan sonra bizim Yusuf abimizsin.
Bunun başlığı Yusuf abi olsun bari.


Pazar

Nefes sesi ürkünç bence

Yapacak bir şey yok. Adamlar yapmışlar.

Dursun.

Kırmızı kırmızı kırmızı... Yüce!

Hay allah cümle kuramıyorum dedim. Gene o ifadesiyle "Cümle kuruyorsun çünkü." dedi. Anladım.


Memnun oldum v.5
Beş de az mı çok mu karar veremedim.
"Bıkbık vınıvıdı.... ama saygı duyuyorum." var bir de ki, duyan organlarınızı sikeyim.
O tavuğun gözünün içine bakmak, o filmleri izlerkenki etkiyi bırakıyor, korkuyorum. İkisi de bir şey anımsatıyor sonuçta.
Borç meselesi değil tabii ama yine de teşekkür etmek isterim. İlk üç dakikayı sana ithaf ederim.
Şahit meselesi biraz kafa karıştırıcı. Bence daha fazla dramatize etmemeliyim. Son cümle acımasızcaydı da neyse.

Bazen aklıma takılıyor. Bilerek yaptığım bir şey değil de yani ondan. En eski anıma gidiyorum. Tamam normal. Az ileri sar. Çarpı 3 iyidir. Heh dur. Bak "saklamak" var.
Gizlemen lazım.
Niye?
Üzülür. Sen üzersin. Sen üzmemiş olsan da sen üzersin.
O zaman?
Gizle. Söyleme. Üzülsen de söyleme. Ne olsa geçer. Dayanıklısın sen. Babanın kızısın. Onun için sakla.

Sar ileri. Gitgitgit... Dur.
"Sorma!"
Serdeki merak?
Gizlice öğren. Bil ama söyleme. Sakla.

(Sarileri.)
Bil ama belli etme. Hisset ama duyma. Konuş ama oyna.
Niye?
Çünkü üzme!

Başka şartlarda başka olurdu belki. Herkes memnun. 1 ölü, az sayıda yaralı. Yani görev tamamlandı. Gidemeyiz ki daha çok var. Neyse.

Biliyorum işte borç meselesi değil ama yine de teşekkür ederim. Sevgi mevgi meseleleri. Sikmişim koşullarını. Her halükarda, illaki.

Cumartesi

Konuşurken kafanın içine soktuğun gibi beni, yazabilsem. Neler neler anlatırım.

Aaa çekil ya manyak mıdır nedir? Dengesiz karı.
Maydonoz gibi yolucaksın şunları. Nefret ediyorum şu çıpırlardan. Kadınların hepsinden nefret ediyorum. Gerçi beni de annem doğurdu. Onunla da çok iyi anlaşamayız. Didişip duruyoruz. Sevmiyor beni, kıskanıyor. Ben cilveliyim, işveliyim. Endamım var ya benim, ondan. Annem çingene. Harbi çingenelerden. Geçen gün şurda yatırdı beni yere. Çok güçlü manyak! Deli kuvveti var. Çingene işte! Babam sever ama beni.
Ne bakıyorsun be yelloz! Sıçtırtma ağzına! Şurdaki şurdaki. Minübüsün içindeki. Dengesiz karı ayol! Nefret ediyorum şunlardan. Mal mal bakıyor. Ne varsa?
Ben en iyisi motorsiklet alayım. Evet evet en iyisi o olacak. Ayy ya da araba mı alsam? Ama napıcam ki arabayı. Param yok ki hiç zaten. Bak bak! Motorsikletli kadına bak. Ayyy bak bak! Ben de alacağım. O kadın gibi süreceğim. Endamlı endamlı.
Biz en iyisi Naciye alalım bugün. Benim kanalım var. Kanal D. 20 liraya alıyorum. Geçen kubar aldık. Merdivenlerin orda bastık. Ay bi duman oldum ki sorma.
Sen bana güvenmiyor musun? Kanalım var benim diyorum. Ben alırım. Ucuz da hem. Of sen bana güvenmiyorsun. İstersen Gülay'la Nurhan'a sor. Onlar benim eski kankalarım. Birlikte takılırdık. Nefret ediyorum hepsinden. Sen de onların sözüne bakıyorsun biliyorum. Tanımıyorlar ki beni. Nerden tanıyacaklar? Eskiden ben de onlar gibiydim. Normalde minicik etek giyer çıkarım dışarı. Öyle güzel, öyle endamlı oluyorum ki! Nefret ediyorum hepsinden. Ama tanımıyorlar ki beni. Konuşsunlar.
Sen etrafı çok önemsiyorsun. Amaaan umrumda mı kim ne derse desin. Gülay'la Nurhan'a inanıyorsun sen, biliyorum. Dünya sikimde değil. Ne halleri varsa görsünler.
Hülya Avşar da (*bilmediğim bir kelime ki sanırım onların jargonunda travesti ya da onun gibi bir şey demek)'ı sevmezmiş. Onları* seven bir tek Seda Sayan. Hülya Avşar bile sevmezmiş ama. Siktirsin orospu. Seda Sayan harbi kadın, delikanlı kadın.
Ayol manyak mıdır ne? Rahatsız ruh hastası! Tip tip bakıyor. Kıskanıyorlar beni. Endamımı kıskanıyorlar. Gülay'la Nurhan da kıskanıyor, arkamdan konuşuyorlar. Kankalarımdı eskiden onlar benim. Sen insanları fazla takıyorsun, takma! Of trafik de bir türlü ilerlemedi.
Bak bak! Şimdi nazarımız varsa üstümüzde hepsi gidecek, denizin üstünden geçiyoruz. İnsanlar yağmurluklarını giymiş balık tutuyorlar. Nefes almak istiyorum ben. Naciye içmesek de olur. Birayla da güzel olabiliriz. Of ısrar etme işte! Ne olacak canım maksat güzel olmak değil mi?
Ay ben dayanamıyorum inelim hadi burda. Şoför bey kapıyı açar mısın? Şoför beeey!! İneceğim burda kapıyı aç! Sana diyorum şoför aaa deli midir nedir? Rahatsız! Kestirecek gırtlağını şimdi bana! Sıçtırtma ağzına aç kapıyı. Manyak ayol. Dengesiz! Hadi gel iniyoruz.

Çarşamba

Başta Erman Toroğlu, Beşiktaş Düşmanları- Mesajınız var.

İnegöl'den 15663 no'lu Beşiktaş kongre üyesi Ahmet Galip Meriç abimiz,

Direkt görüşemiyoruz şu anda Galip abim, araya girenler var ama büyüksün vallahi. Sabahtan beri seni arıyorum, sağolsun Memik buldurdu.

Ahuha adam safi öfke. Digitürk'ü kesilmezse eğer tehdit ediyor."Kırarım televizyonumu. Bak yakarım evimi!" diyor.
"Digitürk'ten bir ricam olacak. Allah için bana Erman Toroğlu'nun numarasını versinler."
Belki diyor, "bana bugün var ya, iki yüz milyar telefon faturası gelecek. Hiç sorun değil. Helal olsun. Beşiktaş için Allahımı peygamberimi... ÇARŞIĞAAAAAAAA"

Salı

Bi bulduruverin onu bana

Bana şeyi buldursanıza ımm. Alkışlarla Yaşıyorum'da dinliyorduk yanlış hatırlamıyorsam. Telefon kaydı. Adam aboneliğini iptal ettirmek istiyor. Sonra kendinden geçip Çarrşııııııı diye bağırıyor. Küfürbaz Metin değil. Hatırlamıyorum işte. Hadi be bi hatırlayanınız varsa..

Pazartesi

Truth hurts


Ya sev, ya save as

Bunlar da lazım olur Dursun.

Zevk.com 18+

Nohoho diye güldüm. İşte bu çok güzel. 18 yaşından büyük olduğunu kanıtlamak için kompozisyon yazmak zorundasın ki şifreyi alabilesin. Zevk Diyarı.


Seçmece:

olum gonder sifreyi deli etme bankaci abilerini. zaten abaza abaza dolasiyoruz. emre timurkan
askerken iki günde bir karaşimşek çıkardı. askere gittiysen ne dediğimi bilirsin. Bilirsen bilirsinki 16 yaşından küçük olsam askere gidemezdim. Bi de ilavetenn bir kanıt daha gönderiyorum. Uzay 1999 Ay üssü Alfa dizisindeki ay mekiklerinin adları kartal diye başlardı örn: kartal 1 gibi Küçük ev dizisinde dişlek çilli bi kız vardı ya adı laura ydı gördüğün gibi sadece 16 değil 26 yaşından da büyük olduğumu kanıtladım. şimdi gönder abine parolayı yoksa pazar konserlerinde herbert fon karajan ın yönttii klasikleri sayarım ona göre.
lan ali ben aydın şu bilgi işlemde ki uzun aydın tanıdın mı lan eğer tanıdıysınsan taksim e git orda bir boya sandığı var onu alırmış gibi yap bekle beni geliyom.


am osurması! bunu öğrendiğimde 21 yaşındaydım.

Cumartesi

Görmez olaydım nınını nınınımmm

Mahaha akıllarına gelmemiş demek ki. 00:15
İlahi!

Çarşamba

Ne iş?

Bir de şunu tanıtayım tamamdır. Ne iş yapsak? İş fikirleri paylaşım platformu imiş. Ne iş? İşşşş

Özür mahiyetinde

Zamanında "İşte tipik Gani Müjde filmi" diye bir cümle kurmuştum. Hani beğenmedim ama O'ndan da daha fazlasını beklemem gibi bir ima var orda. Şimdi izninizle kendime söyleyeceklerim var:
"Sikik! Nerden biliyorsun da konuşuyorsun?"

Gani Müjde benim için hep tırt bir adamdı. Ya da şöyle söyleyeyim, yavşak espirilerden hoşlanan insanlar için bir şeyler yapıyordu. Kapı gibi Hayat Bilgisi dizisi vardı kanıt olarak. Aslında şey de diyebilirdim: Mehmet Ali Erbil espirilerine, Çağan Irmak hassasiyeti ekle, al sana Gani Müjde. NTV'de bir programı vardı, orda da kıldım. Sonra da Son Osmanlı geldi. İşte o yorumu bu filme yapmıştım. Kötü diyecek kadar bile kaale almamışım. Karşı atak Kahpe Bizans'tan gelmişti o gün ama düşününce o da "başarılı bir tipik Gani Müjde filmi" olabilirdi.

Arabesk'e baktım az önce. Senaryosunu Gani Müjde yazmış. Dur dedim ne yapmış bu adam. Ulan ben Gani Müjde'yle büyümüşüm! Kaygısızlar mesela ya da Baskül Ailesi. Kimseye laf ettirmem. Hele ki Kaygısızlar çok acayipti. Sonra Ruhsar var. Şu an benim yaşıtım olup da reklamcılık okuyan/yapan insanların yüzde sekseninin bu bölümü seçme nedenidir. (Evet araştırma yaptım, verilerle konuşuyorum) İnce ince Yasemince var. Daha birsürü milletin bayıldığı ama izlememiş olduğum şey var. Bu işler zamanının en başarılı en muhteşem işleri.

Ben zamanında öyle bir laf ettim de, öğrenince demeyecek miyim "be yarrak şimdi napıyorsun?"

3v2

13.02.09- 23.09.2009 Yeterli değil. Beklemedeyiz.


TD 121

Türk Dili dersini en sonunda blackboard üzerinden verecek okula önce bir fok alkışı gelsin. Benim ne suçum günahım vardı mınakoduklarım delirttiniz beni!

Lanlarım,

Beş senedir niyetlenip de unuttuğumuz için başvuramadığımız açıköğretim şeysi aha da bugün başladı. Ekimin 20'sine kadar. Beş sene unutma olayına girmiyorum hiç. ALES için de son iki gün haberiniz olsun. (25'i)
Ne şartlar altında internet bulduğumu göz ardı ederek görevimi tamamlamış bulunmaktayım. Sonra gelip, vay efendim Ceren başvurdu da bize söylemedi diye çemkirmeyin bana. Senin görevin haber vermek dediler, verdim. Şimdi gidiyorum.

Cumartesi

Evladım bak bi

Ceren telefonunu evde unutmuş. Hiç susmadı maşallah. Ayıplı mesajlar atmayın. Ben annesi. Sizinle mi uğraşacağım canım!

Pazar

Ben hiç sims oynamadım

Mehmet'in hava yolu şirketi var, uçak alıyor. Benzinin ucuzlamasını gözetiyor. Diyorum ki, sonra ne oluyor? " Uçuruyorum işte uçakları, para kazanıyorum." diyor.

Dilşad koşa koşa eve gidemediyse telefonuna davranıp, mamüllerimiz çürüyecek benim yerime topla onları Emrah diyor. Diyorum ki, sonra ne oluyor? "Topluyorsun işte, çiftlik falan kuruyorsun." diyor.
Biri uçur diyor. Uçak hoop gidip geri dönüyor. Öyle de olmuyor. Gitti geldi yazıyor ekranda sadece. E nerde bunun atraksiyonu? Öyle oyun mu olur? Diğerinde de bir tane kız var, çileklere tıkladıkça topluyor güya. Bunu hiç anlamıyorum zaten.
Ben Çağıl'ın dinazorpark oyununu da anlamıyordum gerçi. Ben de oynamasın diye saklamıştım hoho.
Ne bileyim, oyun dediğin bir tane rakip vardır ya da düşman. Canavar falan öldürürsün. Ölmemeye çalışırsın. İşte gol atarsın, diğer arabaları geçersin. Böyle şeyler yani. Öyle oyun moyun çok anlamam da, bunlar çok acayip be.
Evet, bunun üzerine düşünülecek.

Tenk yu Gia

Birinciyi en başında dedik zaten. Gia dedik ya. O nasıl logo lan? Yedi blog çokmuş, bakalım bakalım.

Öfke, Aç gözlülük, kıskançlık, oburluk, şehvet, gurur, tembellik. Ödüllendirdiklerime ulaşmak biraz tuhaf olacak hiho. Yedi ilginç şey? Imm.. Öfkelendikçe sakinleşiyorum mesela. Seçim yapmak da bazen çok zor oluyor, hepsi benim olsa? Babamın bununla ilgili bir sözü var hatta, sikimsokum bir şey ama nedense hep aklıma gelir. Kıskançlığa hiç girmeyelim. Öyle kıskanmak değil, ne kıskancam yeaa. "Az ye, az konuş, az yaramazlık yap." Bununla büyüdüm. Şehvet, ımm, küçükken beni horoz kovalamıştı mesela, bu olur mu? Pişman olacaksam gurur falan yapmıyormuşum, biz bunu gördük. Tembellik, ah o tembellik!

Cumartesi

House Party

Yedi arkadaş. Yedi farklı uyuşturucu. Tek bir evde toplanırlar. Da dandan da dan!!! Ve olaylar gelişir.

Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler

Bugün Filiz demiş de ordan aklıma geldi. Bir kaç kişi daha stajlarının son gününde vedalaşırken gözleri dolan, ağlayan çalışma arkadaşlarının varlığından bahsediyorlar. Oğlum o ondan değil! Gitmek- terkedilmek- gidiyor olmak- arkada kalmak- kalan olmak- giden olmak ve benzeri siksok durumun yaptığı çağrışımlar ya da bir şeyler hatırlattığı duygusallık anları. Yani alınmayın üzerinize. Sevmiyor o kişi sizi. Mantıken üzülmesini de beklemeyin. Ha şöyle üzülebilir; staj döneminde bütün hamallıkları size yaptırıyordur da o yüzdendir. O gözleri dolan var ya, sizin "ayyy en çok o üzüldü." dediğiniz. O işte içlerinden en çiyan olanı.

Yüzde yüz kadın olduğundan, ya regl dönemine falan denk gelmiştir ya hava kapalıdır, yağmur yağıyordur, mevsimin sponsorluğunda kafasında ayrılık temalı bir klip çekmiş izliyordur ya da işte yine duygusal bir dönemden falan geçiyordur ne olmuşsa artık.
Pamuk Prenses'in yedi cücelere yaptığı orospuluğa çok ağlamışlığım vardır en nihayetinde. Aha da burda hatta. Yoksa sikiyim yedi cüceleri!

Perşembe

"Baskı"nın da olduğu gibi "basınç"ın kökü basmaktan gelir.

Yüksek basınçta balonlar patlardır. Mazallahtır. İnsan önce kendinden korkacaktır. Nottur.

Gençsin tabii paylaşacaksın

Şu konunun bilimsel açıklamalarını nasıl seviyorum nasıl seviyorum. 16. dakikadan sonrası, evet. Teyze açıklamış neden aşık oluyoruz, neden aldatıyoruz. Bir de sonda kısa bir hikaye var ahaha çok sevdim. Altyazıyı da açmayı unutmayın.

Have you met TED?

Burda türkçe çevirilileri var. Bu da kendisi. Deds dı vey aha aha ay layk it. Mehtap'ın söylediği var bir de ona da bakmalı.

Salı

İnternet ne güzel şey

Rapor olarak sunulması gereken şey internetin kullanım alanlarıydı. Dedim boşver alanlarını, direkt internetin kullanımı yapıp konuyu dallandırıp budaklandıralım. Davranış inceliyoruz burda. Twitter ve FriendFeed, nasıl seviyorum onları nasıl seviyorum! Sarp'ı da ajan yapardık, oh mis. Herif uyumuyor. Sonra baktım ki hakkaten uyumuyormuş. Neyse bir takım olaylar işte. Aha da şurda. Çok kıskandım ibneyi kucak dolusu küfürlerimi gönderiyorum. Ha ama teşekkürü de borç bilirim o kadar değil yani. Kaynak oldu resmen bana. Teşekkür etmem gereken çok insan var aslında da, hepsi word dosyalarında kopi peyst şeklinde duruyor. Ederiz bir ara fazla şeetmeyelim şimdilik.

Mehmetciğim bu senin için

Anlayan anladı

Cezmi Ersöz'ü anlamak isteyen kaleye mum diksin. Tamam.

Pazartesi

Uykum gelmese ikna edebilirdim

Telefon ettim bir yere, fiyat alacağım. Telefonda söyleyemiyoruz dediler. Allahalla biri duyar diye mi acaba deyip bir de mailden yana şansımı kullanayım dedim ama onu da yemedi. "Gelin, hem görmüş olursunuz." dedi. Sağolsun.

Neyse bir kaç cümlelik bir şeyler daha konuştuk, baktım ısrarla çağırıyor. Söylememekte kararlı. Teşekkür edip kapattım. Küçüklükten kalma "her çağırana gitme"den kelli, paranoyalarım da başlamıştı zaten. Neden iyilik yapsın ki, ne istiyor acaba diye işliyor bu mekanizma oğlum. Hele ki şu durumda üzerime kapıdan girer girmez ağ atıp, ayaklarımdan mı sallandırmazlardı dersiniz. Cepteki bozukluklar kolay dökülüyor tabii baş aşağı.
Yani demem o ki, ben merak etsem ya da görmek istesem zaten aramam. İnternetten gördüm yetti. Talibim. Ne diye kurcalarsın?
Ne diye? Bakalım:
Benden ne istiyor? Paramı. E tamam ben de onu öğrenmek için arıyorum zaten. Beni görünce fiyat mı değişiyor? O da mantıksız. Benim orayı görmemi çok istiyorlar desek? O hiç olmaz, en başta istedikleri param dedik zaten. Anlıyoruz ki ozaman fiyatlar çok fahiş. Ama çağırıyor ki satacağı şeye çok güveniyor. Ama o kadar param yoksa zaten ne kadar güzel olursa olsun alamam. İkna edebilirim gelince diyorsan, üzerime ağ atmaktan farkı yok bunun. Aynı zamanda görmeden anlayamayacağımı düşündüğünü düşünürüm. Bir diğeri ise, madem götüne çok güvenip o kadar para söyleyeceksin, telefonda da ikna edebilme kabiliyeti olan insanları çalıştır derim. Böylelikle ortaya ne çıktı? 1) Beni soymaya çalışıyorlar. 2) Bana aptalsın diyorlar. 3) Telefonun başındaki personel bile işini doğru düzgün yapamıyor, bi sike merhem olmaz bunlar.

Bu daha güzel, dallana budaklana anlatılırdı da uykum geldi, unuttum ne yazacağımı. Anafikri de, siz siz olun satacağınız şeyin fiyatını telefonda söylememezlik etmeyin olsun. Ya da herkes ısrarla çağırılmaz olsun. Herkes iyi düşünmeye gelmez de olabilir. Başlığı paranoyanın evreleri ve komplo teorileri tarihi olabilir misal. Bunların hepsi retoriğin konusu olabilir ya da Postacı götünden uyduruyor olabilir. Müşteri her zaman haklıdır belki ama çok da kesin konuşmamak gerekir. Yine de insan sorduğu sorunun cevabını ister. Sonra bir berber bir berbere.. Serdar Berber.

Yazarken anladım her şeyi de çaktırmadım. Adamlar aslında çok haklı çağırmakta. Çünkü ürün benim. Ben olan ben. Ben ürünüm yani. Beni görmesi önemli. Beni görmesi mühim. Vay anasını çok mantıklıymış. Neyse siz de çaktırmayın.

Radikal olsun birleşmemiz ben kan vereyim

Ve modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum. Ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. 13 Kasım gelse de gitsek.

Pazar

Bir takım istihbaratlar

Alarmlar sussun, döneceğim.

Cumartesi

Şimdi sen gidiyorsun ya

Neden gittiğin hakkında konuşmak bile istemiyorum zaten de. Ne gerek vardı ki yani? O gün "Öylesine." demiştin. Bok öylesine! Gidiyorsun işte. Hem de bugün! Nasıl bugün olur ya? Bir kere daha görüşecektik hani? Hep kandırıyorsun sen beni.


Banane yeaa gidersen git. (-me dur yalan söyledim) Ben de çok eğlenirim işte sensiz. En güzel bir dönemim geçer. Başkalarına alırım çubuk krakerle çok kopkoyu kahveyi. Başkalarıyla sohbet ederim sabahları dersten önce. Mehtap'a da eti cinleri ben alırım işte.

Yaparım bunları. Yaparım yapmasına da, senin yerini doldurur mu hiç? Kimi görünce içimin yağları eriyecek benim? Kiminle cilveleşeyim ki ben şimdi? Kiminle "Ne demek ablacım!" diye kavga edeyim? Hiç bir isim seninki gibi işveli, uzata uzata söylenir mi? Oğlum sensiz sınıf dünyanın en bok, en sıkıcı sınıfı olacak. Ha ayrıca, dediklerimde anlaştık değil mi? Gözlerini oyarım! Çok eğlen dediysek, o kadar da demedik. Ah o sana gaz verenler var yaaa.. Neyse tüm temennim o aldığın gazlarla motoru yakman ahuha.

Öff sinir oluyorum. Neyse, daha fazla bırbır yapmayacağım. Sen öyle hemen özleme. Ben özlerim, insanlar var burda, sen yalnızsın. Ha ama dönmeye yakın çok özle. Çok çok özle. Sonrasında anlaştık zaten. İyi yolculuklar sana.

Of Serdar of!

Çarşamba

Altın günü mü yapsak?

Senelerdir tek başına eve çıkmanın hayaliyle yanıp tutuşurdu. Küçükken hayal ettiği öğrencilik hayatı bu değildi ki. Yani tamam hiç fena sayılmazdı, öyle karışanı edeni yoktu da, kendi evi olsa fena mı olurdu yani? Gerçi zibidilik peşindeydi de işte çaktırmayındı. Götüm!

Sikerim öyle artis artis anlatamam. Demem o ki işte, bir haftadır evde kimse yok. Tek başıma yaşıyorum. Al sana kocaman ev. Napıyorum? Temizlik yapıyorum. Etrafı süpürüp duruyorum, mutfak temizliyorum, çamaşır asıyorum. Önümde yemek tarifleri açık, yemek yapıyorum. Kim yiyecekse? Abartıp kek börek yapıyorum. Sonra onları gidip bizim komşulara dağıtıyorum. Onlardan aldığım iltifatlarla ve müthiş gazla, şen kahkahalar atarak eve geliyorum ve ertesi gün ne yapsam da götürsem diye düşünüyorum. Sikiyim böyle öğrenci hayatını. Bi altın günü düzenlemiyorum. O da param yok diye ha! Olsa eminim çok severim. Ahuaha çok eğlenceli lan hakkaten ben bunu bir düşüneyim. Ne farkım kaldı benim böyle bildiğin ev kadınından? Onlar Seda Sayan'a falan katılıyorlar hiç olmazsa. Yaz diye onlar da yok, izleyemiyorum. Ayrıca merak edenler için, evi yedide açıyorum. Dokuzda da uykum geliyor, yatıyorum.

O ibne komşuları da kınıyorum. Kandırıyorlar çocuğu. Sırf ertesi gün de bir şeyler götüreyim diye veriyorlar gazı veriyorlar gazı.

Aferin lan Allahım. Bir bildiğin varmış da yapmıyormuşsun. O kadar sene boşuna kafanı şişirdim. Kusura bakma olur mu?

Anne lan, sen de çabuk dön. Daha benim koşmam gerek. İstemiyorum pilav yapmak. Zaten yapamıyorum da hoho.