Salı

Oğlum şok acayip bir şey oldu!

Vayanasını!

Keywords: Kuaför, Ahmet abi, her anlamda ibne.

Teşvik Yasası

Aradığım tat kesinlikle Bejeweled'daki adamda. Renan teyze, serzeniyorum ya hani, oluyor mu bari bir şey söyle diye. Excellent diyor. Awesome diyor.

Renan teyze anlar. Kıps

Perşembe

Kıssam'dan hisseler

Sevgili Eugenius,

Sana bu ismi verdim çünkü lokmaların bittiğinde yerine geçeceğin şeyin soylu ve iyi bir aileden gelmiş olduğunu düşünmek -daha doğrusu inanmak- istiyorum. Bütün bunların altında talihsiz bir nüktedanlığın yattığını anlamışsındır sanıyorum. Ama YUT ARTIK Eugenius! Bir fare gibi kemirmeyi bırak; çiğne ve yut!

Afedersin...
Kalbim biraz hassas da. Zaman geçtikçe, canımın acımasına daha da katlanamaz hale geliyorum. Ama endişelenme! Sonuçta ikimiz de bu sorundan kurtulma talihine mazhar olduk. Bunu düşünerek biraz daha sabredebilirim.
Ve yemeyi bitirdiğinde... Ve yerine geçtiğinde...
Sahi, ne olacak?
Bir diğeri de seni yiyene ve senin yerine geçene kadar bekleyip göreceğiz. Ama düşünmeyi kesmiyorum, ki başını alıp dört nala giden bu düşünceler seni teşvik etsin; onlar kadar (bir şey) olabilesin.
Sonrasını bilmiyorum. Şimdilik, başına benzer şeyler gelmişlerden oluşturduğum heyete bıraktım tüm işi.
Çiğne Eugenius! ÇİĞNE VE YUT.

Çarşamba

Me to manique cho banne, bir İtalyan markası

Bak senin sevdiğin havalar da geldi. İki haftaya özlersin ama güneşi. Biraz güneşi. (Bir Osmanlı markası)

Olmuyorsa, olmayınca olmuyorsa... (meeh)
Ne diyor? BOŞZAMAN BEYGİRLERİ TARTIŞILAMAZ. "De gustibus non est disputandum." Kabul. Tartışmıyorum. (Konumuz o değildi ki.)
Konumuz neydi? ("uz"laşamamak.)
Konum, yalnız yaşamak. Biraz yalnız. Konum? (Lokasyon, bir Fransız markası.)
Konum: 1. e4 e5 2. Vh5 Ac6 3. Fc4 Af6 4. Vxf7 ve mat




(Ama çobana kimse inanmamış. Çünkü çoban...)

Lorem ipsum

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat. Duis aute irure dolor in reprehenderit in voluptate velit esse cillum dolore eu fugiat nulla pariatur. Excepteur sint occaecat cupidatat non proident, sunt in culpa qui officia deserunt mollit anim id est laborum.

Çok istedim bir şey yazayım ama aklıma hiçbir şey gelmedi.

Cuma

Knock knock knocking on

Sabahın köründe kalkabildiğim tek günde de, evde kilitli kalmam... "Korumuyorsun anneciğim, zarar veriyorsun." geyiğini yapabilirim şimdi. Ne bileyim hiç olmadı sor anahtarım var mı?

Dersten çekilme süreleri bitmeden bi halledeyim bari ne yapayım.

Pirlanta Muhammed

Hindistanlı 'pirlanta' Muhammed'i olaydan bir hafta sonra İstiklal'de görmeme ne demeli? Daha ilginci, görür görmez "Oha Muhammed bu!" demem? Bu ne anlatıcı etkisidir arkadaş! Fulya'nın taklit yeteneğini takdir etmeli.

"Merhaba. Beni tanidiniz mi? Ben sadece arkadaş olmak istiyor. Ben sizi çok beğendi. Pirlanta! Pirlanta!"
Ben diyeyim, olay götte bitiyor. Tesadüfün böylesi!

Salı

Yusuf Nokta Midye

Her şey bir masa etrafındaki on kızla başladı. Aslında birleştirilmiş iki masaydı. Bilirsiniz, bu gibi masa düzenlemelerinde elbette ki biri, o iki masanın tam birleşimine denk gelir. Arada kalmışlık. Bahsedilen biri, bacaklarını da rahat rahat uzatamaz. Yazıktır. Neyse.

Kulaklarından akan libidonun etkisiyle her bir bacağını bir masaya aitleştiren kızımız uzağa doğru seslenmeye başlar: "Bıyıklııı Bıyıklıı!" Libidonun sıvı olup olmadığı ya da öyle mi çağrışım yaptığı daha sonra tartışılabilir ama muhattap olunacak kişi kesinlikle ben değilim.

Olaylar gelişir. Çalgıcılar on iki kişilik masayı çok sever. Zurnacı gider, davulcu gelir. Masada bıyıklının kel arkadaşı da vardır. Üç orkestra, bir baloncu, dört "yar saçların lüle lüle" eskitildikten sonra, doğum günü şarkılarıyla Küba'ya doğru yol alınır. Ha arada bir kimlik karmaşası da oldu da, allahtan iki adım var. Ama Kezban'ın o gece Paris'te olmadığına bahse girerim.

Uçakta servis edilen midye dolmalar, gezgin hostes Yusuf abi, Tarlabaşı Blues Band ve bir önceki seyahatimizden Dorock Yalçın abi'yi saymazsak, oldukça sıradan bir uçak yolculuğuydu. O koltuğun arkasında izlediğim konser çok iyiydi ama. Tarlabaşı Blues feat. Oya-Bahar Kardeşler.
Sonra Oya evlendi işte. Küba'ya yerleşme kararı aldı. Biraz zorunlu bir karardı gerçi. Uçağı kaçırınca, ne yapayım ne yapayım? Evleneyim bari demiş.

İşte bir ara ben, Vah, Bah, bıyıklı bir de tee daha en başta on kızken biz, kimlik karmaşasına kurban verdiğimiz üç çocuk annesi evli Ceren kaldık. Tabii ya! Neden öyle ki diyorduk ya, en baştaki olaydan ötürü öyle oldu o. Neyse toplam beş kişiyiz. Ama ne biliyor musun? O son tekilayı içmeyecektik.
THE END
Filmden replikler de olsun bari:
- Allahım! Midyeciye bile borcumuz var!
- Ay orası ne be öyle? Gitmeyelim oraya çok kalabalık. Baksana tip...sizin ne işiniz var burdaaa?
- Yusuf abiiii!!! Nasılsın Yusuf abi? Bak bu gece krediler yatıyor hemen yanına geleceğiz. Vallahi söz! Telefonuma seni "Yusuf nokta midye" diye kaydettim.
- Ya Oya nerdeee?
- Ben evliyim. Kocam evde çocuklarımla, beni bekliyor. Üç çocuğum var benim. İkisi erkek biri kız. Ben hem okuyorum, hem çocuklarıma bakıyorum abi.
- Merba ben Burağğk. Ya seğn?
- Sen Metin'in kardeşi misin?
- Bugün benim doğumgünüm!
- Yusuf abi, hayatımda hiç bir torba midyem olmamıştı. Bu ne güzel hediye Yusuf abi.
- Pardon bıçağınız var mı?
- Bak abi, ben kimseye kolay kolay abi demem. Ama sen bundan sonra bizim Yusuf abimizsin.
Bunun başlığı Yusuf abi olsun bari.


Pazar

Nefes sesi ürkünç bence

Yapacak bir şey yok. Adamlar yapmışlar.

Dursun.

Kırmızı kırmızı kırmızı... Yüce!

Hay allah cümle kuramıyorum dedim. Gene o ifadesiyle "Cümle kuruyorsun çünkü." dedi. Anladım.


Memnun oldum v.5
Beş de az mı çok mu karar veremedim.
"Bıkbık vınıvıdı.... ama saygı duyuyorum." var bir de ki, duyan organlarınızı sikeyim.
O tavuğun gözünün içine bakmak, o filmleri izlerkenki etkiyi bırakıyor, korkuyorum. İkisi de bir şey anımsatıyor sonuçta.
Borç meselesi değil tabii ama yine de teşekkür etmek isterim. İlk üç dakikayı sana ithaf ederim.
Şahit meselesi biraz kafa karıştırıcı. Bence daha fazla dramatize etmemeliyim. Son cümle acımasızcaydı da neyse.

Bazen aklıma takılıyor. Bilerek yaptığım bir şey değil de yani ondan. En eski anıma gidiyorum. Tamam normal. Az ileri sar. Çarpı 3 iyidir. Heh dur. Bak "saklamak" var.
Gizlemen lazım.
Niye?
Üzülür. Sen üzersin. Sen üzmemiş olsan da sen üzersin.
O zaman?
Gizle. Söyleme. Üzülsen de söyleme. Ne olsa geçer. Dayanıklısın sen. Babanın kızısın. Onun için sakla.

Sar ileri. Gitgitgit... Dur.
"Sorma!"
Serdeki merak?
Gizlice öğren. Bil ama söyleme. Sakla.

(Sarileri.)
Bil ama belli etme. Hisset ama duyma. Konuş ama oyna.
Niye?
Çünkü üzme!

Başka şartlarda başka olurdu belki. Herkes memnun. 1 ölü, az sayıda yaralı. Yani görev tamamlandı. Gidemeyiz ki daha çok var. Neyse.

Biliyorum işte borç meselesi değil ama yine de teşekkür ederim. Sevgi mevgi meseleleri. Sikmişim koşullarını. Her halükarda, illaki.

Cumartesi

Konuşurken kafanın içine soktuğun gibi beni, yazabilsem. Neler neler anlatırım.

Aaa çekil ya manyak mıdır nedir? Dengesiz karı.
Maydonoz gibi yolucaksın şunları. Nefret ediyorum şu çıpırlardan. Kadınların hepsinden nefret ediyorum. Gerçi beni de annem doğurdu. Onunla da çok iyi anlaşamayız. Didişip duruyoruz. Sevmiyor beni, kıskanıyor. Ben cilveliyim, işveliyim. Endamım var ya benim, ondan. Annem çingene. Harbi çingenelerden. Geçen gün şurda yatırdı beni yere. Çok güçlü manyak! Deli kuvveti var. Çingene işte! Babam sever ama beni.
Ne bakıyorsun be yelloz! Sıçtırtma ağzına! Şurdaki şurdaki. Minübüsün içindeki. Dengesiz karı ayol! Nefret ediyorum şunlardan. Mal mal bakıyor. Ne varsa?
Ben en iyisi motorsiklet alayım. Evet evet en iyisi o olacak. Ayy ya da araba mı alsam? Ama napıcam ki arabayı. Param yok ki hiç zaten. Bak bak! Motorsikletli kadına bak. Ayyy bak bak! Ben de alacağım. O kadın gibi süreceğim. Endamlı endamlı.
Biz en iyisi Naciye alalım bugün. Benim kanalım var. Kanal D. 20 liraya alıyorum. Geçen kubar aldık. Merdivenlerin orda bastık. Ay bi duman oldum ki sorma.
Sen bana güvenmiyor musun? Kanalım var benim diyorum. Ben alırım. Ucuz da hem. Of sen bana güvenmiyorsun. İstersen Gülay'la Nurhan'a sor. Onlar benim eski kankalarım. Birlikte takılırdık. Nefret ediyorum hepsinden. Sen de onların sözüne bakıyorsun biliyorum. Tanımıyorlar ki beni. Nerden tanıyacaklar? Eskiden ben de onlar gibiydim. Normalde minicik etek giyer çıkarım dışarı. Öyle güzel, öyle endamlı oluyorum ki! Nefret ediyorum hepsinden. Ama tanımıyorlar ki beni. Konuşsunlar.
Sen etrafı çok önemsiyorsun. Amaaan umrumda mı kim ne derse desin. Gülay'la Nurhan'a inanıyorsun sen, biliyorum. Dünya sikimde değil. Ne halleri varsa görsünler.
Hülya Avşar da (*bilmediğim bir kelime ki sanırım onların jargonunda travesti ya da onun gibi bir şey demek)'ı sevmezmiş. Onları* seven bir tek Seda Sayan. Hülya Avşar bile sevmezmiş ama. Siktirsin orospu. Seda Sayan harbi kadın, delikanlı kadın.
Ayol manyak mıdır ne? Rahatsız ruh hastası! Tip tip bakıyor. Kıskanıyorlar beni. Endamımı kıskanıyorlar. Gülay'la Nurhan da kıskanıyor, arkamdan konuşuyorlar. Kankalarımdı eskiden onlar benim. Sen insanları fazla takıyorsun, takma! Of trafik de bir türlü ilerlemedi.
Bak bak! Şimdi nazarımız varsa üstümüzde hepsi gidecek, denizin üstünden geçiyoruz. İnsanlar yağmurluklarını giymiş balık tutuyorlar. Nefes almak istiyorum ben. Naciye içmesek de olur. Birayla da güzel olabiliriz. Of ısrar etme işte! Ne olacak canım maksat güzel olmak değil mi?
Ay ben dayanamıyorum inelim hadi burda. Şoför bey kapıyı açar mısın? Şoför beeey!! İneceğim burda kapıyı aç! Sana diyorum şoför aaa deli midir nedir? Rahatsız! Kestirecek gırtlağını şimdi bana! Sıçtırtma ağzına aç kapıyı. Manyak ayol. Dengesiz! Hadi gel iniyoruz.

Çarşamba

Başta Erman Toroğlu, Beşiktaş Düşmanları- Mesajınız var.

İnegöl'den 15663 no'lu Beşiktaş kongre üyesi Ahmet Galip Meriç abimiz,

Direkt görüşemiyoruz şu anda Galip abim, araya girenler var ama büyüksün vallahi. Sabahtan beri seni arıyorum, sağolsun Memik buldurdu.

Ahuha adam safi öfke. Digitürk'ü kesilmezse eğer tehdit ediyor."Kırarım televizyonumu. Bak yakarım evimi!" diyor.
"Digitürk'ten bir ricam olacak. Allah için bana Erman Toroğlu'nun numarasını versinler."
Belki diyor, "bana bugün var ya, iki yüz milyar telefon faturası gelecek. Hiç sorun değil. Helal olsun. Beşiktaş için Allahımı peygamberimi... ÇARŞIĞAAAAAAAA"

Salı

Bi bulduruverin onu bana

Bana şeyi buldursanıza ımm. Alkışlarla Yaşıyorum'da dinliyorduk yanlış hatırlamıyorsam. Telefon kaydı. Adam aboneliğini iptal ettirmek istiyor. Sonra kendinden geçip Çarrşııııııı diye bağırıyor. Küfürbaz Metin değil. Hatırlamıyorum işte. Hadi be bi hatırlayanınız varsa..

Pazartesi

Truth hurts


Ya sev, ya save as

Bunlar da lazım olur Dursun.

Zevk.com 18+

Nohoho diye güldüm. İşte bu çok güzel. 18 yaşından büyük olduğunu kanıtlamak için kompozisyon yazmak zorundasın ki şifreyi alabilesin. Zevk Diyarı.


Seçmece:

olum gonder sifreyi deli etme bankaci abilerini. zaten abaza abaza dolasiyoruz. emre timurkan
askerken iki günde bir karaşimşek çıkardı. askere gittiysen ne dediğimi bilirsin. Bilirsen bilirsinki 16 yaşından küçük olsam askere gidemezdim. Bi de ilavetenn bir kanıt daha gönderiyorum. Uzay 1999 Ay üssü Alfa dizisindeki ay mekiklerinin adları kartal diye başlardı örn: kartal 1 gibi Küçük ev dizisinde dişlek çilli bi kız vardı ya adı laura ydı gördüğün gibi sadece 16 değil 26 yaşından da büyük olduğumu kanıtladım. şimdi gönder abine parolayı yoksa pazar konserlerinde herbert fon karajan ın yönttii klasikleri sayarım ona göre.
lan ali ben aydın şu bilgi işlemde ki uzun aydın tanıdın mı lan eğer tanıdıysınsan taksim e git orda bir boya sandığı var onu alırmış gibi yap bekle beni geliyom.


am osurması! bunu öğrendiğimde 21 yaşındaydım.

Cumartesi

Görmez olaydım nınını nınınımmm

Mahaha akıllarına gelmemiş demek ki. 00:15
İlahi!

Çarşamba

Ne iş?

Bir de şunu tanıtayım tamamdır. Ne iş yapsak? İş fikirleri paylaşım platformu imiş. Ne iş? İşşşş

Özür mahiyetinde

Zamanında "İşte tipik Gani Müjde filmi" diye bir cümle kurmuştum. Hani beğenmedim ama O'ndan da daha fazlasını beklemem gibi bir ima var orda. Şimdi izninizle kendime söyleyeceklerim var:
"Sikik! Nerden biliyorsun da konuşuyorsun?"

Gani Müjde benim için hep tırt bir adamdı. Ya da şöyle söyleyeyim, yavşak espirilerden hoşlanan insanlar için bir şeyler yapıyordu. Kapı gibi Hayat Bilgisi dizisi vardı kanıt olarak. Aslında şey de diyebilirdim: Mehmet Ali Erbil espirilerine, Çağan Irmak hassasiyeti ekle, al sana Gani Müjde. NTV'de bir programı vardı, orda da kıldım. Sonra da Son Osmanlı geldi. İşte o yorumu bu filme yapmıştım. Kötü diyecek kadar bile kaale almamışım. Karşı atak Kahpe Bizans'tan gelmişti o gün ama düşününce o da "başarılı bir tipik Gani Müjde filmi" olabilirdi.

Arabesk'e baktım az önce. Senaryosunu Gani Müjde yazmış. Dur dedim ne yapmış bu adam. Ulan ben Gani Müjde'yle büyümüşüm! Kaygısızlar mesela ya da Baskül Ailesi. Kimseye laf ettirmem. Hele ki Kaygısızlar çok acayipti. Sonra Ruhsar var. Şu an benim yaşıtım olup da reklamcılık okuyan/yapan insanların yüzde sekseninin bu bölümü seçme nedenidir. (Evet araştırma yaptım, verilerle konuşuyorum) İnce ince Yasemince var. Daha birsürü milletin bayıldığı ama izlememiş olduğum şey var. Bu işler zamanının en başarılı en muhteşem işleri.

Ben zamanında öyle bir laf ettim de, öğrenince demeyecek miyim "be yarrak şimdi napıyorsun?"

3v2

13.02.09- 23.09.2009 Yeterli değil. Beklemedeyiz.


TD 121

Türk Dili dersini en sonunda blackboard üzerinden verecek okula önce bir fok alkışı gelsin. Benim ne suçum günahım vardı mınakoduklarım delirttiniz beni!

Lanlarım,

Beş senedir niyetlenip de unuttuğumuz için başvuramadığımız açıköğretim şeysi aha da bugün başladı. Ekimin 20'sine kadar. Beş sene unutma olayına girmiyorum hiç. ALES için de son iki gün haberiniz olsun. (25'i)
Ne şartlar altında internet bulduğumu göz ardı ederek görevimi tamamlamış bulunmaktayım. Sonra gelip, vay efendim Ceren başvurdu da bize söylemedi diye çemkirmeyin bana. Senin görevin haber vermek dediler, verdim. Şimdi gidiyorum.

Cumartesi

Evladım bak bi

Ceren telefonunu evde unutmuş. Hiç susmadı maşallah. Ayıplı mesajlar atmayın. Ben annesi. Sizinle mi uğraşacağım canım!

Pazar

Ben hiç sims oynamadım

Mehmet'in hava yolu şirketi var, uçak alıyor. Benzinin ucuzlamasını gözetiyor. Diyorum ki, sonra ne oluyor? " Uçuruyorum işte uçakları, para kazanıyorum." diyor.

Dilşad koşa koşa eve gidemediyse telefonuna davranıp, mamüllerimiz çürüyecek benim yerime topla onları Emrah diyor. Diyorum ki, sonra ne oluyor? "Topluyorsun işte, çiftlik falan kuruyorsun." diyor.
Biri uçur diyor. Uçak hoop gidip geri dönüyor. Öyle de olmuyor. Gitti geldi yazıyor ekranda sadece. E nerde bunun atraksiyonu? Öyle oyun mu olur? Diğerinde de bir tane kız var, çileklere tıkladıkça topluyor güya. Bunu hiç anlamıyorum zaten.
Ben Çağıl'ın dinazorpark oyununu da anlamıyordum gerçi. Ben de oynamasın diye saklamıştım hoho.
Ne bileyim, oyun dediğin bir tane rakip vardır ya da düşman. Canavar falan öldürürsün. Ölmemeye çalışırsın. İşte gol atarsın, diğer arabaları geçersin. Böyle şeyler yani. Öyle oyun moyun çok anlamam da, bunlar çok acayip be.
Evet, bunun üzerine düşünülecek.

Tenk yu Gia

Birinciyi en başında dedik zaten. Gia dedik ya. O nasıl logo lan? Yedi blog çokmuş, bakalım bakalım.

Öfke, Aç gözlülük, kıskançlık, oburluk, şehvet, gurur, tembellik. Ödüllendirdiklerime ulaşmak biraz tuhaf olacak hiho. Yedi ilginç şey? Imm.. Öfkelendikçe sakinleşiyorum mesela. Seçim yapmak da bazen çok zor oluyor, hepsi benim olsa? Babamın bununla ilgili bir sözü var hatta, sikimsokum bir şey ama nedense hep aklıma gelir. Kıskançlığa hiç girmeyelim. Öyle kıskanmak değil, ne kıskancam yeaa. "Az ye, az konuş, az yaramazlık yap." Bununla büyüdüm. Şehvet, ımm, küçükken beni horoz kovalamıştı mesela, bu olur mu? Pişman olacaksam gurur falan yapmıyormuşum, biz bunu gördük. Tembellik, ah o tembellik!

Cumartesi

House Party

Yedi arkadaş. Yedi farklı uyuşturucu. Tek bir evde toplanırlar. Da dandan da dan!!! Ve olaylar gelişir.

Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler

Bugün Filiz demiş de ordan aklıma geldi. Bir kaç kişi daha stajlarının son gününde vedalaşırken gözleri dolan, ağlayan çalışma arkadaşlarının varlığından bahsediyorlar. Oğlum o ondan değil! Gitmek- terkedilmek- gidiyor olmak- arkada kalmak- kalan olmak- giden olmak ve benzeri siksok durumun yaptığı çağrışımlar ya da bir şeyler hatırlattığı duygusallık anları. Yani alınmayın üzerinize. Sevmiyor o kişi sizi. Mantıken üzülmesini de beklemeyin. Ha şöyle üzülebilir; staj döneminde bütün hamallıkları size yaptırıyordur da o yüzdendir. O gözleri dolan var ya, sizin "ayyy en çok o üzüldü." dediğiniz. O işte içlerinden en çiyan olanı.

Yüzde yüz kadın olduğundan, ya regl dönemine falan denk gelmiştir ya hava kapalıdır, yağmur yağıyordur, mevsimin sponsorluğunda kafasında ayrılık temalı bir klip çekmiş izliyordur ya da işte yine duygusal bir dönemden falan geçiyordur ne olmuşsa artık.
Pamuk Prenses'in yedi cücelere yaptığı orospuluğa çok ağlamışlığım vardır en nihayetinde. Aha da burda hatta. Yoksa sikiyim yedi cüceleri!

Perşembe

"Baskı"nın da olduğu gibi "basınç"ın kökü basmaktan gelir.

Yüksek basınçta balonlar patlardır. Mazallahtır. İnsan önce kendinden korkacaktır. Nottur.

Gençsin tabii paylaşacaksın

Şu konunun bilimsel açıklamalarını nasıl seviyorum nasıl seviyorum. 16. dakikadan sonrası, evet. Teyze açıklamış neden aşık oluyoruz, neden aldatıyoruz. Bir de sonda kısa bir hikaye var ahaha çok sevdim. Altyazıyı da açmayı unutmayın.

Have you met TED?

Burda türkçe çevirilileri var. Bu da kendisi. Deds dı vey aha aha ay layk it. Mehtap'ın söylediği var bir de ona da bakmalı.

Salı

İnternet ne güzel şey

Rapor olarak sunulması gereken şey internetin kullanım alanlarıydı. Dedim boşver alanlarını, direkt internetin kullanımı yapıp konuyu dallandırıp budaklandıralım. Davranış inceliyoruz burda. Twitter ve FriendFeed, nasıl seviyorum onları nasıl seviyorum! Sarp'ı da ajan yapardık, oh mis. Herif uyumuyor. Sonra baktım ki hakkaten uyumuyormuş. Neyse bir takım olaylar işte. Aha da şurda. Çok kıskandım ibneyi kucak dolusu küfürlerimi gönderiyorum. Ha ama teşekkürü de borç bilirim o kadar değil yani. Kaynak oldu resmen bana. Teşekkür etmem gereken çok insan var aslında da, hepsi word dosyalarında kopi peyst şeklinde duruyor. Ederiz bir ara fazla şeetmeyelim şimdilik.

Mehmetciğim bu senin için

Anlayan anladı

Cezmi Ersöz'ü anlamak isteyen kaleye mum diksin. Tamam.

Pazartesi

Uykum gelmese ikna edebilirdim

Telefon ettim bir yere, fiyat alacağım. Telefonda söyleyemiyoruz dediler. Allahalla biri duyar diye mi acaba deyip bir de mailden yana şansımı kullanayım dedim ama onu da yemedi. "Gelin, hem görmüş olursunuz." dedi. Sağolsun.

Neyse bir kaç cümlelik bir şeyler daha konuştuk, baktım ısrarla çağırıyor. Söylememekte kararlı. Teşekkür edip kapattım. Küçüklükten kalma "her çağırana gitme"den kelli, paranoyalarım da başlamıştı zaten. Neden iyilik yapsın ki, ne istiyor acaba diye işliyor bu mekanizma oğlum. Hele ki şu durumda üzerime kapıdan girer girmez ağ atıp, ayaklarımdan mı sallandırmazlardı dersiniz. Cepteki bozukluklar kolay dökülüyor tabii baş aşağı.
Yani demem o ki, ben merak etsem ya da görmek istesem zaten aramam. İnternetten gördüm yetti. Talibim. Ne diye kurcalarsın?
Ne diye? Bakalım:
Benden ne istiyor? Paramı. E tamam ben de onu öğrenmek için arıyorum zaten. Beni görünce fiyat mı değişiyor? O da mantıksız. Benim orayı görmemi çok istiyorlar desek? O hiç olmaz, en başta istedikleri param dedik zaten. Anlıyoruz ki ozaman fiyatlar çok fahiş. Ama çağırıyor ki satacağı şeye çok güveniyor. Ama o kadar param yoksa zaten ne kadar güzel olursa olsun alamam. İkna edebilirim gelince diyorsan, üzerime ağ atmaktan farkı yok bunun. Aynı zamanda görmeden anlayamayacağımı düşündüğünü düşünürüm. Bir diğeri ise, madem götüne çok güvenip o kadar para söyleyeceksin, telefonda da ikna edebilme kabiliyeti olan insanları çalıştır derim. Böylelikle ortaya ne çıktı? 1) Beni soymaya çalışıyorlar. 2) Bana aptalsın diyorlar. 3) Telefonun başındaki personel bile işini doğru düzgün yapamıyor, bi sike merhem olmaz bunlar.

Bu daha güzel, dallana budaklana anlatılırdı da uykum geldi, unuttum ne yazacağımı. Anafikri de, siz siz olun satacağınız şeyin fiyatını telefonda söylememezlik etmeyin olsun. Ya da herkes ısrarla çağırılmaz olsun. Herkes iyi düşünmeye gelmez de olabilir. Başlığı paranoyanın evreleri ve komplo teorileri tarihi olabilir misal. Bunların hepsi retoriğin konusu olabilir ya da Postacı götünden uyduruyor olabilir. Müşteri her zaman haklıdır belki ama çok da kesin konuşmamak gerekir. Yine de insan sorduğu sorunun cevabını ister. Sonra bir berber bir berbere.. Serdar Berber.

Yazarken anladım her şeyi de çaktırmadım. Adamlar aslında çok haklı çağırmakta. Çünkü ürün benim. Ben olan ben. Ben ürünüm yani. Beni görmesi önemli. Beni görmesi mühim. Vay anasını çok mantıklıymış. Neyse siz de çaktırmayın.

Radikal olsun birleşmemiz ben kan vereyim

Ve modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum. Ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. 13 Kasım gelse de gitsek.

Pazar

Bir takım istihbaratlar

Alarmlar sussun, döneceğim.

Cumartesi

Şimdi sen gidiyorsun ya

Neden gittiğin hakkında konuşmak bile istemiyorum zaten de. Ne gerek vardı ki yani? O gün "Öylesine." demiştin. Bok öylesine! Gidiyorsun işte. Hem de bugün! Nasıl bugün olur ya? Bir kere daha görüşecektik hani? Hep kandırıyorsun sen beni.


Banane yeaa gidersen git. (-me dur yalan söyledim) Ben de çok eğlenirim işte sensiz. En güzel bir dönemim geçer. Başkalarına alırım çubuk krakerle çok kopkoyu kahveyi. Başkalarıyla sohbet ederim sabahları dersten önce. Mehtap'a da eti cinleri ben alırım işte.

Yaparım bunları. Yaparım yapmasına da, senin yerini doldurur mu hiç? Kimi görünce içimin yağları eriyecek benim? Kiminle cilveleşeyim ki ben şimdi? Kiminle "Ne demek ablacım!" diye kavga edeyim? Hiç bir isim seninki gibi işveli, uzata uzata söylenir mi? Oğlum sensiz sınıf dünyanın en bok, en sıkıcı sınıfı olacak. Ha ayrıca, dediklerimde anlaştık değil mi? Gözlerini oyarım! Çok eğlen dediysek, o kadar da demedik. Ah o sana gaz verenler var yaaa.. Neyse tüm temennim o aldığın gazlarla motoru yakman ahuha.

Öff sinir oluyorum. Neyse, daha fazla bırbır yapmayacağım. Sen öyle hemen özleme. Ben özlerim, insanlar var burda, sen yalnızsın. Ha ama dönmeye yakın çok özle. Çok çok özle. Sonrasında anlaştık zaten. İyi yolculuklar sana.

Of Serdar of!

Çarşamba

Altın günü mü yapsak?

Senelerdir tek başına eve çıkmanın hayaliyle yanıp tutuşurdu. Küçükken hayal ettiği öğrencilik hayatı bu değildi ki. Yani tamam hiç fena sayılmazdı, öyle karışanı edeni yoktu da, kendi evi olsa fena mı olurdu yani? Gerçi zibidilik peşindeydi de işte çaktırmayındı. Götüm!

Sikerim öyle artis artis anlatamam. Demem o ki işte, bir haftadır evde kimse yok. Tek başıma yaşıyorum. Al sana kocaman ev. Napıyorum? Temizlik yapıyorum. Etrafı süpürüp duruyorum, mutfak temizliyorum, çamaşır asıyorum. Önümde yemek tarifleri açık, yemek yapıyorum. Kim yiyecekse? Abartıp kek börek yapıyorum. Sonra onları gidip bizim komşulara dağıtıyorum. Onlardan aldığım iltifatlarla ve müthiş gazla, şen kahkahalar atarak eve geliyorum ve ertesi gün ne yapsam da götürsem diye düşünüyorum. Sikiyim böyle öğrenci hayatını. Bi altın günü düzenlemiyorum. O da param yok diye ha! Olsa eminim çok severim. Ahuaha çok eğlenceli lan hakkaten ben bunu bir düşüneyim. Ne farkım kaldı benim böyle bildiğin ev kadınından? Onlar Seda Sayan'a falan katılıyorlar hiç olmazsa. Yaz diye onlar da yok, izleyemiyorum. Ayrıca merak edenler için, evi yedide açıyorum. Dokuzda da uykum geliyor, yatıyorum.

O ibne komşuları da kınıyorum. Kandırıyorlar çocuğu. Sırf ertesi gün de bir şeyler götüreyim diye veriyorlar gazı veriyorlar gazı.

Aferin lan Allahım. Bir bildiğin varmış da yapmıyormuşsun. O kadar sene boşuna kafanı şişirdim. Kusura bakma olur mu?

Anne lan, sen de çabuk dön. Daha benim koşmam gerek. İstemiyorum pilav yapmak. Zaten yapamıyorum da hoho.

Salı

Ya ...

3G reklamlarında, üç kızın kol kola girip "Merraka Övgüler" başlığı altında "merak ne güzel şey, güzel şey merak" diye sokaklarda şarkılar söylemesi komik değil mi? Bence komik. Sonuçta 3G. (nokta!)

Pazar

Tam da bununla ilgili zaten

Ankara'da yaşıyoruz o zamanlar. Yani yaşım en fazla dört-beş. Derin buhranlara gark olmuşum, zira annemle babam o akşam dışarı çıkmış, beni de babaanneme bırakmışlar.

Ha o zaman da şöyle, annem öğretmen olduğu için sabah beni babaanneme bırakır, 19:00'da da gelir alırdı. Ama belli bir saatten sonra asla kendi evimden başka bir yerde, hele ki annesiz babasız kalmaz, cıngar çıkarırdım. Halbuse vuracaksın ağzına iki tane, çocuk işte.

Neyse o akşam kalmak zorundayım babaannemlerde. Televizyonun karşısında, o zamanlar bunun son olmayacağını bilmediğim ilk depresyonuma girmiş, biberonumu beklerken -evet altı yaşına kadar sütü biberonla içtim ne var?- böyle çok acayip bir filme denk geldim. Allahım terkedildiğini düşünen bir çocuğa bu yapılır mıydı? Reva mıydı bu ona? Böyle kırmızı ağırlıklı boğucu bir ortam, yaşlı kadının içinden çıkan bir adam, hele ki o üç memeli kadın!!! Hayır, porno değil daha bitirmedim. Ama öyle olsaydı daha az etkileneceğimden eminim. Neyse sonra adamın burnundan çıkan kocaman bir top, rüyalar, hafıza programları, Mars, yine o boğucu ortam, mutasyona uğramış insanlar, pörtleyen gözler, sürekli ölen insanlar...

Nerden esti bu? Az önce televizyonun karşısında uyuklarken gözlerimi açtım ve tekrar bu sahnelerle karşılaştım. Ananıskim deyip kapattım. İki nedeni var: birincisi uyku sersemi o görüntüleri görmek hiç hoş şeyler hatırlatmıyor. İkincisi ise o hatırladığım hiç hoş olmayan şeyler o kadar hoş ki, bunca yıldan sonra ikinci defa izlediğimde aynı şeyi hissetmeyeceğim.

Ha ama şöyle bir şey de var, film ne anlatıyor diye sorsalar söyleyemem. Konusu ve görüntüleri var sadece kafamda. Ama yine de izleyemem. Bunu bana yapamam.

Neyse işte, filmimizin adı “Total Recall” ya da “Gerçeğe Çağrı” İzleyip anlatın bana. Çok eskiden izleyip sevdiyseniz izlemeyin ama.










Bunlar izletilir mi lan çocuğa? Kadının dört memesi varmış bu arada.

Cumartesi

and so it begins

.. demiş adam. Sonra bir de midemde poturdayan mısır patlakları. cınım

Perşembe

Biziz onlar ne var yani?

Sinemada Harry Potter izlerken, aklına Kutsal Damacana gelip gülmeye başlayan arkadaş grubunu her türlü severim.

Salı

Darallar

Gene duramamalarım başladı, böyle böğrümü böğrümü sıkıyorlar. Dur ben bir vasiyetimi yazayım.

Pazartesi

Ben ölünce yakın demiş adama. Adam onu dinlememiş.

Prometheus ile ilgili dört efsane var imiş:


Birincisine göre, tanrıların sırlarını insanlara açtığı için Kafkasya kayalıklarına bağlanmış ve tanrılar, sürekli yenilenen ciğerini yemesi için kartallar yollamışlardı.

İkincisine göre, Prometheus, parçalayan gagaların verdiği acıyla birlikte kayalara gittikçe daha çok girmiş ve onların bir parçası olmuştur.

Üçüncüsüne göre, binlerce yıl içinde ihanet unutulmuş, tanrılar, kartallar ve kendisi bunu artık hatırlamaz olmuşlardı.

Dördüncüsüne göre, herkes bu anlamsız işten sıkılmıştır. Tanrılar sıkılmıştır, kartallar sıkılmıştır ve yara bezgin bir biçimde kapanmıştır.
Geride açıklanamaz bir kaya kütlesi kalmıştır. Gerçeğin temelinden geldiği için de, açıklanabilir bir sona dönüşmüştür.

Gerçi Atlas'a daha yazık sanırım. Sanırım ama bak.

Pazar

Akbaba

Bir akbaba ayağımı kemiriyordu. Ayakkabı ve çoraplarımı ufak parçalar haline getirmişti bile ve şimdi de ayağımı kemiriyordu. Sürekli gagalıyordu. Etrafımda huzursuzca daireler çizdi, sonra yine işe koyuldu. Bir adam yakından geçti, biraz baktı, sonra akbabayı neden kovmadığımı sordu. "Çaresizim." dedim, "bana doğru gelip saldırınca, tabii ki kendimi korumaya hatta onu boğmaya çalışacağım. Ama bu hayvanlar çok güçlü. Benim yüzüme atlamak üzereydi, ayağımı feda etmeyi yeğledim. Şimdi de parçalara ayırdı."
Kendine işkence edilmesine böyle izin vermen ilginç, dedi adam. "Bir kez ateş ettin mi, bu akbabanın sonu olur."
Öyle mi, dedim, "bunu yapar mısın?"
Zevkle, dedi adam, "silahımı almak için eve gitmeliyim. Bir yarım saat daha bekleyebilir misin?"
Emin değilim dedim ve bir an için acıyla kaskatı kesildim. Sonra, "Herneyse, deneyin." dedim.
Tamam dedi adam, "olabildiğince çabuk davranacağım."
Akbaba bu konuşmayı sakince dinliyor, gözlerini benim ve adamın üzerinde gezdiriyordu. Onun her şeyi anladığını fark ettim. Kanatlandı, güç kazanmak için uzağa uçtu ve sonra, sanki bir cirit fırlatıcısı gibi gagasını boğazıma daldırdı. Sırt üstü düşerken, kaçınılmaz bir biçimde her boşluğu dolduran, her kıyıya ulaşan kanımda boğulmakta olduğunu görerek rahatladım.
F.K.

Dışarda ağzına vurduğumun bi çocuğu ağlıyor sabah sabah

Samimi oldukça birbirine karışıyorsun ya hani bir de, işte o çok acayip. Bakıyorsun önceden aldığı kararlar, senin gelecek planların olmuş falan. Sen çoktan vazgeçmişsin, bıraktığın yerden o devam etmiş ya da. Bayrak yarışı gibi. Bu bir tanesi sadece.
Bir anlığına ona dönüşüp kendi tepkini verememek de garip. Senin benim yok. Kiminse, diğerinin yükü daha çok aslında. Sorumluluk çok sik bir şey.
Mesela film izlerim. En dramatik sahnesinde durdurur, ne olmuşsa bana olmuş gibi kendime uyarlayıp bir on dakka ağlarım. Ahuha çok saçma! Ooo neler neler. Ceren olur Bergen. En sonunda çok efsanevi bir ölüm hazırlamışken, hasiktir lan Mehtap çok üzülür, Çağıl bu yaşta bunu kaldıramaz diyip geri dönüyorum. Hayal bile kurdurtmuyorlar insana. Bela mısınız oğlum?!
Güvensizliğe çare yok da şu menopoz teyze öfkeleri nolucak acaba? Sinirlendikçe sakinleşiyorum allahtan. Neyse kanı kaynıyor gencin, büyüyünce geçer.
Hahah geçen gün bir kağıt buldum, beşinci sınıfta falanmışım. Bir şeyler olmuş herhalde evde. Bir an önce on dokuz yaşına gireyim lütfen yazıyor. Çok güldüm, sonra yazık lan dedim. Aha girdim on dokuz yaşına, üstünden de üç sene geçti. Ne sikim oldu ki? Şimdi işte büyüyünce geçer diyoruz da, e ya bir de geçmezse? Neyse ki öyle bir zaman aralığı koymuyoruz. Geçmezse, anadan babadan kalma muhteşem yargıyı yapıştırıveririz: Sen hala çocuksun.
Bir de o içerdeki çocuk folloş oldu, bir iyi oluyor bir kötü. Bir karar verin ulan, kafam karışıyor. Anlıyorum ama duyamıyorum.
Bu saatte de noluyosa? Yat işin gücün mü yok. Diyeceğim şeyi de dememişim zaten yine.

Gelsene hadi artık lan. Deli özledim.

Cumartesi

Gibi değil gibi

Duayı türkçe ediyorsun da anlıyor mu bakalım seni? Sonuçta dil, insan icadı. Biraz da kompleksli sanırım. Hep o bulsun, hep o yaratsın istiyor. Gönül koymuş. Madem kendi başınıza anlaşabiliyorsunuz birbirinizle, anlaşın amına koyim, öğrenmiyorum demiş.
Kediye köpeğe anlatır gibi anlatmak lazım sorunu. Kedi köpek derken yanlış olmasın. Onlar da sonuçta bir evlat gerçi ama toplum baskısı işte ne yaparsın. Hani gel deyince gelmez de, gözünün içine bakıp biraz da badi lenguiç kullanınca gelir ya.. Vücut dili önemli tabii. Avantaj sağlar.
Hercümerç güzelmiş dur bakayım kullanmaya çalışayım. Bütün dualar tek bir kanalda hercümerç olmuş iken, olur da aşağı bakası gelirse, hemen göze çarpar vücut dili kullanan insan. İlk namaz da böyle çıkmış ortaya zaten.
Demem o ki, yukarısı çok gürültülü. Kafa göz şişirticisinden. Farkettirmek gerek kendini. O "zamanla" dedikleri şey var ya, o O'nun anlayabilme süreci. Bırakmış tavırları. O da büyüyor en nihayetinde, çabalıyor. Kolay değil ki ne yapsın, o kadar insan.. Görev bilinci var ama bak.
Bir de kediye köpeğe anlatır gibi dedik. Sen de telepati, ben diyeyim çok istemek. Hissetmek mühim. His önemli. Kalp atacak aga!
Bir de o kadar sorumluluğu nasıl taşır ki diye düşününce bir diğer ihtimal geliyor aklıma ki, siktir et onu, hiç hoş değil.

Cuma

Komik insan sevmem ki

Çarşamba

Karma, secret, evren falan.. Oh yes!


"İçinizde!" demişlerdi de, inanmamıştım. Ahuha..

Ersin lan,

Dün, kızın dediği yaşlı adam Abuzer amcaydı oğlum. Hay allah kahretsin böyle işi!